spordelileri
6 Aralık 2010 Pazartesi
Comandante Üzerine
Bunu yazmayı düşünmüyordum ama çok gereksiz muhabbeti döndürüldü. Tamamen bir Fenerbahçe taraftarı olarak yazacağım bu yazıyı. Yazdığım bu yazıyı senelerdir her alınan yabancıyı 5 Alex eder, 12 Alex eder diye havaalanında karşılayıp, küfür ederek yollayan insanların anlamasını beklemiyorum zaten.
Efendim Comandante (yani bazılarının iddia ettiği gibi COMMANDANTE diye de yazılmaz ) lakabının çıkışı Che Guevara'ya dayanır. Hatta Oliver Stone, Fidel Castro'yu anlattığı filmde de "Comandante" ismini kullanmıştır. Comandante lakabı, Güney Amerika'da halkına öncülük eden insanlara verilen bir lakaptır, Zapatista Marcos (ki kendisi Subcomandante'yi kullanır), gene Zapatista'ların kadın liderlerinden Ramona'ya buu lakap verilmiştir. Küba'da da Fidel'e Comandante denir. Güney Amerika'da bolca kullanılan bir lakaptır. Hagi için de Karpatlar'ın Maradonası deyimine ek olarak "Comandante" lakabı kullanılmıştır doğrudur. Zaten futbolun özünde 10 numara oynayan oyuncular sahanın komutanı gibidir, Hagi'ye bu lakabın takılma esprisi de buıradan gelmektedir. İddia ediyorum, anket yapalım Hagi Karpatlar'ın Maradona'sı olarak mı daha çok tanınıyor Comandante olarak mı diye cevap Maradona çıkar. İnsanlara Comandante dediğiniz zaman aklınıza ilk gelen nedir diye sadece Türkiye'de bile sorsanız alacağınız cev ap Che Guevara olur. Bırakalım bu hamaset edebiyatını o yüzden.
Efendim Fenerbahçe taraftarı çaldı bu lakabı bilmem ne. Yahu arkadaş Alex nereli, Brezilya'lı. Güney Amerika'da bir insana " Comandante " lakabı vermek o insanı yüceltmek değil midir onu söyleyin bana. O pankart hazırlanırken, bir kişini aklına Hagi'ye "Comandante" deniliyordu düşüncesi geldiyse ben GS'li olayım.Tamamen Alex için, onun kültürüne özgü bir şekilde teşekkür etmek istenilmiş ve buna en uygun tanım kullanılmış. Sonuça bakıyorum ben, Türk milli takımında oynadığı halde tek kelime Türkçe konuşmayan Kazım'da o takımda, seramonide kızları İstiklal Marşı'nı okuyan Alex'de. Ki Alex'in twitter hesabına attığı şu mesaj, tüm Fenerbahçe taraftarını mesut etmiştir ziyadesiyle.
Bunun üzerine söylenecek bir şey yok, Alex Türkiye'nin tarihine geçmiş bir futbolcudur. Hiç bir yabancı oyuncu Alex'in yakaladığı istatistikleri yakalayamamıştır, kimse kalkıp bana Hagi UEFA kupası kazandırdı demesin. Bu lafı söyleyenler her şeyden önce o kupada en az Hagi kadar emeği olan başta Fatih Terim olmak üzere Okan, Emre, Popescu, Taffarel, Hakan Şükür ve Tugay gibi isimlerin emeğine ihanet eder. Bir oyuncu tek başına kral değildir asla yanındakiler ne kadar uyumlu ve iyi olursa, Hagi ve Alex gibi büyük oyuncular da o kadar çok parlar.
Erişim Sorunu
Spor Delileri'nin www.spordelileri.com adresine yönlendirilmesinde bir sorun yaşıyoruz, o yüzden hafta sonu yoğunluğum arasında ilgilenemedim bununla, en kısa sürede çözeceğiz umarım yani inşallah, sübaneke dinimiz amin :)
29 Kasım 2010 Pazartesi
El Classico mu , Mourinho'ya Eziyet mi ?
Şimdi dünyanın en büyük futbol maçlarından birine yer vermezsek olmaz. Barça'nın favori olduğu ama Mourinho'nun da kolay kolay pes etmeyeceği güzel bir maç bekliyorduk hepimiz. Yani kağıt üzerinde en azından böyle gözüküyordu. Ama unuttuğumuz nokta, Mourinho'nun geçen yıl Barça'nın Bernabeu'da CL finali oynama hayallerini yıkan adam olduğuydu. 90 dakika boyunca tempoyu hiç düşürmeyen Barcelona, adeta Mourinho'dan intikam alırcasına oynuyordu.
Bir ara ben bile ekran başında Barça'nın pas trafiğinden sıkıldım, yeter arkadaş biraz da Madrid oynasın dedim. Daha önce de söylemiştim, Barça'nın rakiplerin sinirini bozan bir pas trafiği var. Bu pas trafiği sinir bozduğu kadar, topu kapmak için uğraşan rakip takım oyuncularını da çok yoruyor. Zaten dün de gördük, Real Madrid topu kaptığı zaman , kaleye gidecek gücü kalmıyordu. Zaten belli bir süreden sonra Madrid'li oyuncuların da sinirleri bozuldu ve tekmeler ile durdurmaya başladılar Barça'lı meslektaşlarını.
Sonuç olarak Barça geçen yıl finali kaçırdığı için faturayı Mourinho'ya kesti bu çok net belli. Mourinho'nun kendi istediği sistemi Madrid'e oturtması süre alacak, bu süreç içerisinde Barcelona gibi bir takıma karşılık vermek çok zor zaten. Futbol tarihine geçecek noktada çünkü Barcelona. Mourinho Madrid'e kendi sistemini kurduktan sonra El Classico'ların seyir zevki biraz daha artacaktır. Hoş gerçi Barcelona'yı şu haliyle izlemek futbol adına çok büyük keyif o ayrı konu.
Bol Derbili Hafta Sonu
Şimdi biz deliyiz ya, haliyle her branşı takip ediyoruz. Malum bu hafta sonu da derbi bolluğu vardı. Voleybol'da Bayanlarda Fenerbahçe Acıbadem - Beşiktaş, Erkeklerde Fenerbahçe - Galatasaray , Bayan Basket Fenerbahçe - Galatasaray MP, futbol da Galatasaray - Beşiktaş. Baş deli olarak hepsini izledim valla, her şey sizler için sevgili okurlar.
Voleybolla başlayalım. Erkekler arasındaki maçta klasik bir Fenerbahçe izledik. Demeter'in takımının ilk yarı performansları her zaman inişli çıkışlı oluyor zaten. 4 senedir bunu çözemeyen Fenerbahçe'li varsa ben voleybolu takip ediyorum demesin, bu sebeple set içerisinde zaman zaman çok rezil oynamasına rağmen Fenerbahçe her seti sonunda kafa kafaya getirdi, ancak hafta içi Fransa'da yaptıkları zorlu deplasmana Arslan Ekşi'nin de hafif formsuzluğu eklenince set sonlarında gülen takım Galatasaray oldu. 3-0 kimseyi aldatmasın, üç setin de bitiş skoru 25-23. Bu noktadan hareketle, çeşitli ortamlarda Fenerbahçe takımına kişiliksiz vs. bilmem ne diyenlere selam eder, ikinci yarı buldozer moda geçince Fenerbahçe görüşürüz derim. Kaldı ki Galatasaray'ın verdiği mücadeleye de saygı duymak lazım, Fenerbahçe'nin hatalarını çok iyi değerlendirip, set sonlarını iyi oynayarak çok değerli bir galibiyet aldılar. Tebrik edelim kendilerini.
Bayanlarda ise ağır siklet ile tüy siklet boks mücadelesine benzeyen bir maç oldu. Çok konuşulacak bir şey yok, Fenerbahçe Acıbadem'i Türkiye Ligi'nde yenebilecek takım olduğundan şüpheliyim ben. Gününde oldukları takdirde Eczacıbaşı Vitra'da Vakıfbanj G.S.T.T'da, Fenerbahçe Acıbadem'in gücünden çok uzaktalar. Bu noktada Beşiktaş'ın sınırlı bütçesi ile kurduğu kadroyla Fenerbahçe Acıbadem'e direnmesi beklenemezdi. Genel olarak Beşiktaş takımı ligi idare edecek kadro kurmuş diyebiliriz. Play Off yapmaları olası. Fenerbahçe'de Bergamo maçının kötülerinden Seda'nın gösterdiği performans hem sevindirici, hem de kendisine moral verici olmuştur umarım.
Burada sevgili Voleybol Federasyonu'na da gönderme yapalım. Derbi maçlarda rakip takım seyircisinin alınmasını yasaklamışlar salona. Şimdi soruyorum sayın Federasyon yetkililerine. Fenerbahçe seyircisinden başka o salona gelen seyirci var mı. Beğenmeyebilirsiniz, futbol seyircisi diyebilirsiniz istediğinizi söyleyin, ama file arkasındaki 300 kişiyi içeri almayacağız diye, çocuğuna formasını atkısını giydirip o salona getiren babayı da cezalandırdığınızın farkında mısınız ? Her şeyden öte oraya gelip voleybolu sevmeye çalışan o çocuğu cezalandırıyorsunuz, ev sahibi Fenerbahçe iken o çocuk Galatasaray atkısıyla kendisine ayrılan yerde köşede bir yerde o maçı izlese ne olacak. Üzerindeki bez parçasının rengi midir bütün olay, ben şimdi üzerimde sivil kıyafetlerimle girip maçı izleyebileceğim ama , forma vs. varsa giremeyeceğim. O küfür edenlere adam gibi önlem alsanız, oraya güvenlik diye koyduğunuz adamlar, hakikaten sokaktan çevrilmiş insanlar değil de işinin ehli insanlar olsa, çok daha düzgün hale getirilir o tribünler. Bu noktada taraftar gruplarının da kendine çeki düzen vermesi şart. Her şeyi geçtim bayan voleybol maçlarında küfür nedir çözemiyorum. Tribünden indirsem birinizi, o sporcuların yanına götürsem hadi burada da yap o tezahüratı desem, utancınızdan kıpkırmızı olursunuz çoğunuz. Elinize ne geçiyor küfür edince anlamıyorum. Ortada bir sorun olduğu gerçek, ancak bu sorunun çözümü rakip taraftarlar girmesin değil, bu sorunu çözmek değildir. Evi süpürdükten sonra pislikleri halının altına süpürmekten başka bir şey değil hatta. Voleybol Federasyonu'nun bundan daha iyisini yapabileceğini düşünmek istiyorum.
Dönüyoruz futbola diyeceğim de, dönmesek mi. Ben Fenerbahçe'liyim. Ama çok merak ediyorum dün akşam ki oyundan memnun olan bir tane BJK ya da GS taraftarı var mı. Ben açıkçası izlediğim oyundan keyif almadım. Schuster 60'lı yılların futboluyla başa çıkmak için kendisi de 60'lı yıllara döndürdü futbolunu. Ali Turan'ın gereksiz panikle yaptığı kontrolsüz hamle penaltıya sebebiyet vermese Beşiktaş bu kadar rahat oynayamayacaktı belki de. Galatasaray'da sular durulmuyor durulacak gibi de değil zaten. Ben açıkçası olayların iç yüzünü bilmiyorum, ama yapılan hamlelere baktığımda, UEFA kriterlerini yakalamak adına bir şeyler yapıldığını görüyorum. Adnan Polat'ın bu işlerde ne kadar etkisi var bilemiyorum, ama finansal olarak doğru hamleler yapmaya çalışıyor, bunu görmemek için kör olmak lazım. Kadro hoca vs. seçimi konusunda sıkıntılar mevcut, şu bir gerçek ki iyi oyun oynamak için iyi yerli oyuncularınız olmak zorunda. Galatasaray'ın hem bayan baskette hem de futbol takımında en büyük problemi bu. Bunu nasıl çözerler bilemiyorum ama. Beşiktaş bu galibiyetle yukarıya tutundu, kaybetseler sıkıntıya girecekleri ortadaydı.Orta sahaya bir yabancı daha kiraladıkları söyleniyor amaçları ne ben de bilmiyorum. Ama bu şekilde gittikleri takdirde zirve yolundaki işleri hiç kolay değil. Dünkü maçtan aklımda kalan tek şey BJK'nin genç kalecisinin Nietzsche'den alıntı yapmasıydı. Çok hoşuma gitti valla, hem gelecek vaad eden bir kaleci, hem de konuşmasıyla kendini kültürel olarak da geliştirdiğini her halinden belli ediyor. Ülkedeki futbol kalitesinin yükselmesi için bu tip oyuncuların sayısını arttırmamız da şart. Sadece yetenekle olmuyor bu iş, insan kalitesini de arttırmamız şart.
Sezonun Kralı FEDERER
Evet itiraf ediyorum Nadal kazansın istedim, hatta Nadal kazansın o gazla bugünkü Madrid - Barca maçını izlesin, Barcelona yensin hevesi kursağında kalsın istedim. Şakası bir yana maç trafiği sıkışınca önceliğimi Fenerbahçe - Galatasaray bayan basket maçına vermiştim ikinci sıraya bunu almıştım. Ama izlediğim anları ki bu %50'den fazladır beni tenise doyurdu. Federer bildiğimiz Federer, back hand'i öldürür fore hand'i süründürür modunda oynadı Nadal'la resmen. Muazzam bir ilk setin ardından çok fazla göz gezdiremediğim ikinci seti Nadal'a vermesi bile onun klasik huylarından biri kabul edilebilir artık. Ama Federer sonuçta, final setinde gene harika oynayarak, bize ekran başında yok artık bu sayıyı da aldı yahu dedirten vuruşlarla maçı kazanmasını bildi.
Federer iyi geçirdiği sezonu bu kupayla noktaladı. Nadal'a haksızlık etmek istemem o da oldukça iyi geçirdi sezonu ama dün kortta Federer'in bu maçı daha çok istediği her türlü belli oluyordu. Gerçi yıllardır sezon sonu turnuvalarını ciddiye bile almayan Nadal için bu, sene finale çıkmak bile başlı başına bir atılım sayılır çok da üstüne gitmemek lazım.
Adettendir yükselen değerleri de yazmak gerekir. Thomas Berdych için bir iki cümle yazmazsak ayıp olur cidden, yavaş yavaş, ama emin adımlarla geliyor bu genç Çek raket. Eğer ki çok farklı şeyler olmazsa (büyük sakatlık vs ) Nadal ve Federer'in ardından sahne Djokovic ve Berdych'in olacak gibi gözüküyor. Şimdi Soderling'i adam yerinde koymadım diye tenisten sorumlu delimiz Yasemin kızabilir bana ama eminim ki Berdych mi Soderling mi desem, direkt Berdych der. Bizim en büyük temennimiz ise o kadar üst seviyede olmasa da Marsel İlhan'ın da bu sahneye dahil olması. Teniste sezonu kapadık böylece merak etmeyin yeni sezonun açılmasına çok kısa bir süre var. Avustralya Açık'ta görüşmek üzere.
Kuusamo'da Koefler Rüzgarı
Kayakla atlamada sezonun ilk yarışı olan Kuusamo bayağı olaylı başlamıştı. Rüzgar sebebiyle ertelenen eleme atlayışları, diskalifiyeler vs. derken nihayet Pazar günü ilk ayak tamamlanabildi. Antrenmanlarda ve elemelerde oldukça formda gözüken Avusturya'lı Andreas Koefler, sezonun ilk yarışını kazanan isim oldu. 145,5 ve 143,5 metrelik atlayışları ile birinci olmayı başardı. Bir diğer formda Avusturya'lı Thomas Morgenstern vatandaşının hemen arkasında ikinci sırada yer alırken, sezon değerlendirmesi yazısında iğnelediğim Simon Amman, çuvaldızı bana batırarak 3. sıradaki yerini alarak sezona iyi bir giriş yaptı.
Aslında takıım yarışlarında belli olmuştu Avusturya'nın ve Norveç'in formu yerindeydi, ilk 10'a baktığımızda 3 Avusturya'lı, 2 Norveç'li görmek çok da şaşırtıcı değil. Bjoern Einer Romoeren biraz daha formda olsa belki de 3 isimle ilk 10'da yer bulacaklardı kendilerine. Yaz sezonunun en formda ismi Daiki Ito'da ilk yarışta belki çok istediği yerde olmasa da ilk 10 içerisinde yer bulabildi kendine. Geç çıktığı için diskalifiye edilen Janne Ahhonen'in yokluğu Fin seyircileri üzse de ( gerçi toplasan 300 kişi bile yoktu ama olsun), Genç Ville Larinto'nun performansı onlar için umut oldu. Yine tecrübeli Hautamaeki'de kendine ilk 10'da yer bularak Ahhonen'in yokluğunda ev sahibi ülkeyi sevindirdiler. Dikkat çeken diğer isim ise genç Norveç'li Anders Bardal oldu. Performansı ile gelecek için ışık verdi Bardal. Bu sezon yakından takip edilesi isimlerden biri.
Rüzgarla karışık, bol diskalifiyeli bir yarış günü geride kaldı. Fena bir başlangıç sayılmaz sezon için, bakalım önümüzdeki yarışlar neler getirecek göreceğiz hep beraber.
28 Kasım 2010 Pazar
Sezona Yakışan Final
Teniste sezon bu akşam oynanacak ATP WORLD TOUR Finali ile bitecek. Herkesin aklındaki dilindeki sezon finali nihayet bu sene gerçekleştiği için , biz tenis severler şanslıyız.
Günün ilk maçını izleyemedim ancak okuduğum yorumlardan Nadal'ın biraz zorlansa da Murray karşısında 2-0 galip geldiğini çözebildim. Nadal ilk kez sezon sonu turnuvasında bu kadar formda ve hak ettiği finale çıktı dersek yanlış olmaz.
Günün ikinci maçını büyük heyecanla bekleyen bendeniz ( Djokovic kazansın diye değil valla bak ) , bu heyecanımın karşılığını ilk sette alamadım. Aslında alamadım demek doğru olmaz, Federer'in ne kadar büyük bir oyuncu olduğunu ilk sette gördük. İnanılmaz puanlar özellikle fore hand'de yakaladığında. Djokovic bazen vurmak istediği gibi vuramamanın etkisiyle bazen de, herhangi bir tenisçi karşısında rahatça puan alabileceği atışlara Federer'e yapmasının etkisiyle ilk sette 6-1 mağlup olmaktan kurtulamadı. İkinci sette ise çok daha mücadeleci bir oyun vardı kortta. Hani maçı ikinci sette izleseniz, bu muazzam tenis şöleni sabaha kadar sürsün derdiniz. Ama Federer gene en kritik yerde servis kırıp seti 6-4 almasını bildi.
Herkesin yıllardır beklediği, Nadal - Federer finali nihayet sezon sonu turnuvasında gerçekleşiyor. Nadal'ın form düzeyi kendisini biraz daha yakın kılıyor finale, ama Federer'in " yok artık bu nasıl vuruş, böyle puan alınır mı yahu" dediğimiz vuruşları her şeyi değiştirebilir. Sonuç olarak bir tenis şöleni izleyeceğimiz muhakkak. Şölen bitsin sezona bir bakış atarız :)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)






